günlük gazeteler günlük çıkan gazeteler hergün çıkan gazeteler erciyes
gazetesi kadiköy gazetesi bağdat gazetesi afyon türk haber gazetesi alınteri
akşam bolu gazetesi batman haber gazetesi
ASKER HİKAYELERİ
Birinci Cihan Harbinde Jandarma çavuşluğu yapmış Mürteza Baba
İstanbul'un işgal hangâmesinde sallandığı yıllarda Rumlar Batı
Anadolu köylerinde muzırlık yapmaya başlayınca, oralara sevk edilen
kuvvetlerin içinde Mürtaza Çavuş'da vamış.
RumIarı geri püskürte püskürte Daya Kadın diye bir yere varmışlar.
Hem epey yoruldukları için, hem de gece bastırdığı için, orada,
Balkan Harbinden kalma tabyalarda geceleme durumu hasıl olmuş. Bir
nöbetçi dikmişler, diğerleri yatmış.
Mürtaza Çavuş da yatmış tabii, derken, bir müddet sonra nöbetçi de
uyuklayınca Mürtaza Çavuş'a görünmeyen biri:
Uyan Çavuş tiz uyan!
Atik ol kurnaz davran!
Hemen kaldır eratı,
Aha geliyor düşman!
der gibi tekmelemeye başlıyor! Hemen uyanıyr' tabii, asker tetikte
uyur. Sonra dikkatlice etraflarına şöyle bir bakıyor ki, Rumlar
sürüne sürüne kendilerine doğru gelyor! Ayın ondördüymüş o gün, ay
ışığında görüyor bunu. Ondan sonra, askerleri uyandırarak bir
cayırtı koparıyorlar! RumIarın bir kısmı ölü, bir kıs mı yaralı def
olup gidiyorlar ..
Sabah olunca, gece kendisine görünmeyen bir kimse tarafından tekme
atılan yeri kazdırınca bir Türk şehidi çıkıyor. Evet! O şehid
uyandırmış Mürtaza Çavuşu!
Sübhanallah, Sübhanallah!
Eski zamanlardan birinde Ali adında bir genç yaşarmış. Doğduğundan
beri köyünden dışarı çıkmamış. Duyduğu, gördüğü, bildiği hep köyüne
ait şeylermiş. Kendisi başkalarının işine karışmaz, kimse hakkında
kötü söz söylemez, babadan kalma tarlayı anasıyla birlikte ekip
biçer, karınca kararınca geçinip giderlermiş. Köy arazisinin yarıdan
fazlasının sahibi çok zengin iki kişiymiş. Bu iki köy ağası köyde
yaşayanların üç gruba ayrılmalarına neden olmuşlar. İlk iki grup bu
ağaların tarlalarında çalışan işçilermiş. Köy ağalarından birisi
kendi işçilerini diğer ağadan saklar, fakat diğer ağanın işçilerini
kendi tarafına çekmek için yoğun çaba sarf edermiş. Durup dururken
karşı tarafın bir işçisi hakkında söylenti uydurur, bu söylentinin
ağanın kulağına gitmesini sağlar, ağa ile işçisinin arasının
açılmasına sebep olurmuş. Ağa taşın karşı taraftan atıldığını,
söylentinin asılsız olduğunu bildiği halde karşı taraf taşı öyle bir
gediğine koyarmış ki yine de şüphelenmesine engel olamazmış.
Üçüncü grup ise, kendilerine ait tarlaları bulunan, geçimlerini
buralardan temin eden bağımsızlarmış. İki ağa bağımsız olanları da
kendi taraflarına çekmek için uğraşırlar, bağımsızların kendi
aralarında bölünmelerine sebep olurlarmış. Sadece Ali ve anası ile
uğraşan olmazmış. Köy halkı Ali’yi iyilik timsali olarak görürmüş.
Bu yüzden onu çocukluğundan beri Kardeş Ali diye çağırırlarmış.
Kardeş Ali köy halkının birbirini çekiştirmesine, komşuların
gürültülerine, kavgalarına istemeyerek kulak misafiri olur, sen
haklısın, sen haksızsın diye hiç kimse için fikir ileri sürmez,
yorum yapmazmış. Yalnız kaldığı zamanlar düşüncelere dalar, “ Bu
kavgalar, bu anlaşmazlıklar neden oluyor? Neden birbirlerini çekemez
bu insanlar? Kavgasız yaşamak daha kolay değil mi? Anlaşsalar,
anlayışla karşılasalar küçücük hataları. İncir çekirdeğini
doldurmayacak şeyler için kalp kırmasalar, gönüllerini hoş tutsalar,
üzmeseler başkalarını “ dermiş kendi kendine. Ararmış bu soruların
cevabını. İstermiş bu durumu bütün açıklığıyla kendisine
anlatabilecek birisi olsun. Belki o zaman üzüntüsü biraz hafifler,
iyiliklerle dolu yüreği huzur bulurmuş.
Günün birinde köye bir satıcı gelmiş. Bu satıcı “ İyilik İlacı “
satarmış. Köylülerin çoğunluğu
birer tane iyilik ilacı satın almışlar. Kardeş Ali “ Ben zaten kötü
birisi değilim ” diye düşünüp almamış. Aradan üç hafta geçmiş.
Kardeş Ali bir sabah evinden çıkıp tarlaya giderken yolda iki
köylüye rastlamış. Köylüler, selam verip konuşarak, gülüşerek geçip
gitmişler. Kardeş Ali ağzı bir karış açık arkalarından bakakalmış.
Kendi kendine: “ Ya bu ne iştir? Bunlar yıllardır birbirlerine
yapmadıklarını bırakmamışlardı. Daha geçen hafta köy meydanında
yumruk yumruğa kavga etmişler, altı kişi zor ayırmıştık. Kavgayı
sona erdireyim derken, enseme bir yumruk yemiştim. Şu hallerini
gören bunları yirmi yıllık dost sanacak. Vay be, gel de şaşırma!..”
diyerek gülmüş. Daha sonraki günlerde tanık olduğu olaylar
şaşkınlığının daha da artmasına sebep olmuş Kardeş Ali’nin. Köyün
sahibi olan iki ağanın işçilerini tarlalarda birlikte çalışırken
görüyor, bu yakınlaşmanın, köydeki düşmanlıkların yavaş yavaş
ortadan silinmesinin anlamını bir türlü anlayamıyormuş. Hele hele
köy halkını üç gruba ayıran, birbirlerini günahları kadar sevmeyen
iki köy ağasını kol kola girmişler, konuşarak giderken görünce
şaşkınlığı doruğa çıkmış. Kimselere de soramamış: “ Siz on gün
önceye kadar birbirinizin adını bile anmazdınız. Nasıl oluyor da
şimdi beraber çalışıyor, beraber geziyorsunuz diye. Sonra ya
derlerse bana, bak Kardeş Ali, biz evvelden düşmanmışız, şimdi dost
olmuşuz, bunun sana ne zararı var? Yoksa sen bizim dost olmamızı
istemiyor musun? diye. Ben onlara nasıl cevap veririm? “ Bundan
dolayı çaresiz kalmış, içi içini yemeye başlamış.
Düşünmeden sorulara cevap bulunmaz derler. Kardeş Ali’de düşüne
düşüne sorularını kendisi cevaplamış. Her şeyin sebebinin iyilik
ilacı olduğunda karar kılmış. İyilik ilacını sırrını satıcı
açıklayabilir demiş. Ertesi gün satıcıyı köy kahvesinde çay içerken
görmüş. Yanına oturmuş, şuradan buradan konuşmuşlar. Daha sonra
dışarıya çıkmışlar, dolaşmışlar, yorulmuşlar. Dinlenmek için bir
ağacın altına oturmuşlar.
Kardeş Ali:
“ Bizim köye kırk gün önce geldiniz. Bu kırk gün içinde çok kişiye
iyilik ilacı sattınız. Yılardır köyde süregelen kavgalar,
anlaşmazlıklar, taraf tutmalar şu anda sona ermiş bulunuyor. Bu
iyilik ilacının sırrı nedir? Nasıl oluyor da bir köy halkını
iyiliğe, doğruluğa, güzelliğe doğru peşinden sürüklüyor? “ diye
sormuş. Satıcı, Kardeş Ali’nin söylediklerini gülümseyerek, dikkatle
dinlemiş, sonra konuşmaya başlamış:
“ İnsanoğlu doğduğu anda bir başkası için kötülük düşünemeyecek
kadar saf ve temiz aslında zavallı bir canlıdır. Annesinin geniş
ilgi ve özeniyle diğer canlılara göre oldukça zor ve yavaş büyür,
gelişir. Melek gibi bir kalbi vardır. Ailesi içinde ve yakın
çevresinde ne görüyorsa gördüklerini, ne duyuyorsa duyduklarını
aynen tekrarlar. Tekrar ederken de bir şeyler öğrenir. Öğrendikleri
doğru veya yanlış olabilir. Doğru iyiyi ve güzeli, yanlış kötüyü ve
çirkini oluşturur. Önemli olan, doğru ile yanlışı birbirinden
ayırabilmektir. Çocuk büyüdükçe bunun farkına varmaya başlar. Bazı
davranışlarının doğru olmadığını bile bile nedenini kendisinin bile
anlayamadığı bir umursamazlıkla uygulamaya başlar. İşte bu sıralarda
çocuğun kendisini bilerek, hatasını anlayarak vazgeçmesi veya
büyükleri tarafından hataları güzellikle anlatılarak vazgeçirilmesi
gerekir. Eğer çocuğun büyükleri ve yakınları da hatalar,
yanlışlıklar içindeyse, birbirlerine ve başkalarına davranışları
sevecen değilse nasihatler on para etmez. Çocuk bana bunu yapma
diyorlar ama benim yaptıklarım onlarınkinin yanında hiç kalır der ve
bu da kalbine atılan kötülük tohumlarının hızlı bir şekilde çimlenip
büyümesine, fidan haline dönüşmesine olanak hazırlar. Yani yıllar
geçtikçe kötülük yapma eğilimi hızlanarak artacaktır. Sizin köydeki
duruma gelince: Burada bulunan zengin iki köy ağası köylüler
arasındaki kavgaların gereğinden fazla artmasına neden olmuşlar.
Köyünüze ilk geldiğimde konuştuğum birkaç kişi bu durumun sona
ermesini candan istiyorlardı. Hiç kimseye hiçbir şey kazandırmayan
kavgadan, gürültüden bıkmışlardı. Bundan dolayı birer tane iyilik
ilacı aldılar. Köy ağalarının aralarını bulup barıştırmam iyilik
ilacının etkisini fazlalaştırdı. İyilik ilacı, kayısı suyu ve
şekerle hazırlanmış bir çeşit şerbettir. İyilik ilacının sırrı
içeriğinde değil, insanlara iyiliğin hatırlatılmasında gizlidir. “
Kardeş Ali ne zamandır kafasını kurcalayan soruların cevaplandığını
gördükçe çok mutlu olmuş. Satıcı son cümlesini bitirince şöyle bir
soru sormuş: “ İnsanlar arasındaki bu kısır çekişmeler bir gün
bitecek mi, böyle bir ihtimal var mı? “ Bunun üzerine satıcı: “
Aradan yüzyıllar geçse bile, insanlar, toplumlar, uygarlıklar ne
kadar değişse bile yine insan insanlığını gösterecek tartışmalar,
anlaşmazlıklar, kavgalar hiçbir zaman sona ermeyecektir “ diyerek
sorunun cevabını vermiş. Satıcının bu cevabından sonra derin bir
sessizlik olmuş. Aradan birkaç dakika geçtikten sonra Kardeş Ali’nin
son bir soru sormaya hazırlandığını fark eden satıcı: “ Dur Kardeş
Ali. Şimdi senin bana sormak istediğin soruyu kendi kendime sormama
izin ver. Madem olumsuz olacak bu işin sonu bunca çaban niye? İyilik
ilacı niye? Benim çabalarım: 1- Zaman içinde gitgide artmakta olan
kötü davranışlara ve kötü insanlara karşı iyilik kalesini takviye
etmek, iyilik yapanların ve iyi insanların çoğalmasını sağlamak.
2- Köy, kasaba, şehir gibi yerleşim birimlerinde yaşamakta olan
insanlara iyilik, güzellik diye bir şeylerin var olduğunu hatırlatıp
doğru yolu bulmalarına yardımcı olmak şeklinde özetlenebilir “
dedikten sonra kafasını kaldırmış, etrafına bakınmış: “ Eee.. Kardeş
Ali! Farkında mısın bilmem, hava kararmaya başladı. Yavaş yavaş
kalkalım istersen “ demiş satıcı ve Kardeş Ali ile birlikte köye
doğru yola koyulmuşlar.
Satıcı o akşam Kardeş Ali’lerin evinde misafir kalmış. Yemekten
sonra satıcı iyilik ilacı satma görevinin kendinden bir önceki
satıcı olan hocası Mahir Bey tarafından bundan on sekiz yıl önce
verildiğini, o zamanlar yirmi iki yaşında olduğunu söylemiş.
İnsanlara iyilik öğretmekle geçen on iki yıl süresince pek çok
gerçekten iyi insana rastladığını, fakat bunları kusursuz bulmadığı
için güvenemediğini anlatmış. Satıcı: “ İyilik ilacının sırrını
sadece sana anlattım Kardeş Ali, sadece sana inandım, sadece sana
güvendim. Benden sonrası için bu görevi sana bırakmak istiyorum “
deyince Kardeş Ali bu teklifi kabul etmiş. Satıcının kendi
tecrübelerine dayanarak yazmış olduğu “ İnsanlara İyilik Nasıl
Öğretilir “ adlı kitabı ve atlı bir araba alabilmesi için satıcının
verdiği parayı almış. Zamanı gelince, köyünden ayrılıp iyilik ilacı
satmaya başlayacağına söz vermiş. Satıcı bu köyde on beş gün daha
kalmış. Köyde yaşayanlara iyi insan olmanın faziletlerini anlatmış.
Yaptığı iyilik aşısının tuttuğuna iyice inandıktan sonra herkesle
teker teker vedalaşıp iki atın çektiği arabasına binmiş ve köylüler
kendisini davul-zurna çalarak, oyunlar oynayarak yolcu etmişler.
Satıcı köyden iyice uzaklaşınca düşüncelere dalmış. “ Hocamdan
ayrıldıktan yıllar sonra köyün birine iyilik ilacı satmak için
gitmiştim. Köye benden birkaç gün önce gelmiş olan hocamla
karşılaşmıştım. Hocam bana, geç kaldın Yakup. O iyilik ilaçlarını
kendin iç, demişti gülerek ve beni sevinçle kucaklamıştı. Kim bilir,
belki ben de Kardeş Ali ile bir yerlerde karşılaşırım, kim bilir?